Temmuz 2013, Filipinler, Avustralya, Kamboçya, Vietnam, Kore, Japonya, Tayland, Çin, Malezya. Endonezya, Brunei seyahatlerimizde Hüsnü Bayramoğlu Ağabeyimizden Dinlediğimiz Tavsiyelerden
Hz. Üstadımız’ın son vekil ve talebesi Hüsnü Ağabey Hz. Bediüzzaman’ın hususi derslerinden, resm-i geçit dedikleri ikaz ve ihtarlarından, bilhassa 1956-1960 arası Üstadımızın son dört senesinden bazen 10-14 saat süren uçak seyahatlerimizde bahsederdi. Zaman zaman da Hacı Hulusi Bey’den, bazen Tahiri Ağabey’den bazende Feyzi Efendi Merhumdan çok hikmetli hizmete müteallik hususları naklederdi. Üstadımızın hizmetinde Zübeyir Ağabeyle beraber aldıkları hususi ders ve ihtarlardan, Sungur, Ceylan ve Bayram Ağabeylerle olan hizmetlerinden anlatır bilhassa hizmete müteallik hususları yazmama müsade ederdi.
Bizim Hatıramız Olmaz!
“Üstad hazretlerinin sözleri bizim hatıramızdır. Ne hatıra varsa Risale-i Nurdadır. Biz üstadın hizmetkarıyız, bizim hatıramız olmaz. Ne hatıra varsa üstadımızın hatırasıdır. Biz şahıslara bağlı değiliz, biz nurlara bağlıyız. Risalelerden uzaklaşılıp şahıslara bağlanınca cemaat bölündü 4-5 parça oldu. Huzuru ilahide ben şahidim Üstad bunlardan davacı olacak.”diyordu. “Rıza ben sana anlatıyorum, bir harf noksan bırakmadan aynen yazacaksın. Hayal değil hakikati, şahsi hatıraları değil ebede uzanan kıymetli hizmetin düsturlarına dair Üstadımızdan ve Üstadımızın hizmetkarlarından duyduğum, gördüğüm, anladığımı anlatıyorum. Kur’an, sünnet ve Risale-i Nur’un hizmet esaslarına mügayir bir şey Üstadımızın hatırası olamaz, allame-i cihandan da gelse olamaz kardeşim! Bunlara dikkat edeceksin ve edersin diye seni Nurun bir fedaisi biliyor yazdırıyorum, günahı senin boynuna!”
Hüsnü Ağabey bahusus Üstadımızın 1958-1960 arası son iki senesini de gün gün yazmıştı, bunları bana not aldırtıyordu. Uzun uçak seyahatlerimizde iner inmez bunları yazardım. Bir medreseye vardığımızda kendisi için gece evradını okuyacağı, teheccüdünü kılaacağı yeri ayarlar; Rıza’ya da yazı yazacağı bir masa bulun derdi. 2-3 ajanda bu şekilde notlar oldu. Bu notlardan bir kısmını “Risale-i Nur’un Neşir Tarihçesi” adı altında 24 makalede Ağabeyimizin emri ve izni ile neşretmiştim. Toplamda 100 bölümden oluşan o makaleler bazı hikmetlere mebni inkitaa uğramıştı.
Feyzi Efendi’den Altın Tavsiyeler
Şimdi Hüsnü Ağabeyimizin Feyzi Efendiyi ziyaretlerinde duyduğu ve bana naklettiği bazı meseleleri aldığım notlardan tashih ederek tekrar yazıyorum. Cenab-ı Hak istifadeye medar eylesin.
Hüsnü Ağabey Hz. Üstad’ın sır kâtibi Mehmed Feyzi Efendiyi ziyaret ettiğinde bazen içtimai meseleler bazen siyasi mevzular bazen cemaatin durumu ile alakalı Feyzi Efendi ile istişareleri olurmuş. Kendisine karşı yazılan fevkalade gayr-i ahlaki bir kaç yazı ve sosyal medya mesajına karşı şiddet ve hiddetle mukabele etmek istediğimde bana Feyzi Efendi’nin “Müsbet düşünelim, müsbet söyleyelim, müsbet hareket edelim.” dediği bir sohbetlerinden bahisle şunu söylemişti, “Mustafa Sungur Ağabey ile Kastamonu’da Feyzi Efendiyi ziyaret ettik. O vakit bu Yeniasyacılık her tarafta çok gıybet, dedikodu ve fitneye sebebiyet vermişti. Feyzi Efendi bana “Fitne ateşlerinin kor gibi alemi istiab ettiği bu devrede , bu ahirzamanda Bediüzzaman’ın müsbet hareketi insanları telaşa sevkeden, yeis veren, huzuru ve sükunu bozan şeyleri terketmek, söylememek ve hatta düşünmemektir.”dedi. O zaman bazı siyasi eşhas hakkında yalan ve iftiraya varan yazılar gazetede neşredilmişti, Sungur Ağabey müdahale etmişsede ne yazık ki o yazılar neşrolmuştu. O yazıların bir kısmı müslümanlar mabeyninde uhuvvete ciddi zarar vermişti.
Gözü Açılmamış Hayvan Yavruları
O vakit Mehmed Feyzi Ağabey bize aynen şöyle dedi “Daima menfilikten bahseden, kendi iç alemindeki menfiliği başkalarına çamur atmak suretiyle kapatmaya çalışan ve sabahtan akşama akşamdan sabaha fitne ve fesattan başka bir şey düşünmeyip, bir hizmette yapmayan, ancak kimde ne kusur bulsamda onu ilan etsem diye uğraşanlar sağa sola pervasızca, şuursuzca gidip gelen, henüz gözü açılmamış hayvan yavrularına benzerler”. Allah Allah. Şaşırmıştım. Feyzi Efendi hakikaten taşı gediğine oturtmuş Ağabey deyivermiştim. Müsadeleriyle Nurlardan şu bahsi okudum;
“Bir şeyin vücudu, bütün eczasının vücuduna vâbestedir. Ademi ise, bir cüz’ünün ademiyle olduğundan; zaif adam iktidarını göstermek için tahrip taraftarı oluyor, müsbet yerine menfice hareket ediyor. (Mektubat) ”
O zayıflığı Feyzi Efendi “gözü açılmamış hayvan yavrusu” diye tesmiye etmiş”dedim. Hüsnü Ağabey bana “Sen yine üslubunca yazarsın ama bunlar böyle gözü açılmamış hayvan yavruları gibi, ne Üstadımızı anlamış ne şimdi bizim davamızı anlayabiliyorlar!”diyordu. Bazen mecburiyet tahtında tedafü manasında ancak yazabiliyorduk. Ağabeyimiz bu noktalarda haddimin fevkinde iltifat ederek bu fakire “Sen benim hem lisanım hem kalemim olduğundan sadece sana izin veriyorum!”demişti.
Hüsnü Ağabey “Müsbet hareket edelim düşmanlarda boyun eğer”diyordu. “Üstadımız menfiliklerle meşguliyetten bizleri men etmişti.” diyerek Üstadımızla hatıralarını anlatıyordu.
Çünkü insan fıtratı nefiyden ziyade isbat ile mutmain olur. Müsbet muhabbettir, müsbet hürmettir, müsbet şefkattir binaenaleyh müsbet insaniyettir. Menfi kindir, iğbirardır, hasettir..
Tefekkürde, Beyanda ve Amelde Müsbet Hareket
Feyzi Efendinin Üstadımızın müsbet hareketini anlattığı bir sohbetinde müsbeti tefekkürde, beyanda ve amelde müsbet olmak diyerek üç kısma ayırdığından bahsetmişti. Bir Avustralya seyahatımızda etrafını sarmış ve uçakta bu üç tarzda müsbet manasını konuşmuştuk. Emirdağ ve Kastamonu Lahikalarından bazı mektupları kendisi sahife numalarını söylüyor bana okutturuyordu.
“Ehl-i dalâlet, Kur’ân-ı Hakîm’den alıp neşrettiğimiz hakaik-ı îmâniye ve Kur’âniye’ye karşı müdafaa ve mukabele elinden gelmediği için, münâfıkane ve desisekârâne iğfal ve hile dâmını (tuzağını) istîmal ediyor. Dostlarımı hubb‑u câh, tama’ ve havf ile aldatmak ve beni bâzı isnadat ile çürütmek istiyorlar. Biz, kudsî hizmetimizde daima müsbet hareket ediyoruz. (Mektubat)”
Üstadımızın son dersinin temel umdesi “Müsbet Hareket”idi demişti. Akşam vakti Melbörn’e varıp medreseye geçince uçakta konuştuğumuz Hüsnü Ağabeyimizin “Müsbet Hareketi” Üstadımız ve Feyzi Ağabeyden naklettiği hususları hülaseten ve mealen kendi odasında böyle not almışım;
Tefekkürde Müsbet Olmak:
“Sandıklı tarafından, kemâl-i şevk ile ve ciddiyetle faaliyette bulunan Hasan Âtıf kardeşimizin bir mektubundan anladım ki; orada, perde altında faaliyetini durdurmak için bazı hocalar, bir kısım tarikata mensup adamları vasıta edip fütur veriyorlar. Halbuki mesleğimiz, müsbet hareket etmektir. Değil mübareze, belki başkaları düşünmeye de mesleğimiz müsaade etmiyor.” (Kastamonu Lâhikası)
“Hüsn-ü zan sahibi olmaktır , hadisatı hayra yormaktır. Su-i zan, hâdisatı şer olarak tefsir ve te’vîl etmektir. Su-i zan sahibi ne kendisi huzur bulur ne kimseye huzur verir. Fikriniz ne ise zikriniz o olur. Fikrin fabrikası vicdandır, menbai kalptir. Kalp bir ayna gibidir. Nazargâh-ı rabbanî olmaya da mir’at-ı şeytan olmaya da müsâittir.” (Hüsnü Bayramoğlu Ağabey)
Beyanda Müsbet Olmak:
“Fikri ham olanın sözü tam olmaz..o beyanda tesir olmaz olsa da su-i tesir olur. Bu da dine diyanete cemaate zarardır.” (Hüsnü Bayramoğlu Ağabey)
Üslub-u beyan ayn-ı insan demişler. Beyan kalp ve zihnin hammaddesi olan kelimatın tecessüm etmesi, lisanda vücut bulmasıdır. Lisan ise kalbin tercümanıdır. Beyanda müsbet olmak, fikirde müsbet olmaktan daha mühimdir. İnsan fikrini tashih eder, tekmil eder, kalp tekemmül eder, kemale ermiş bir kalpten beyana dökülen lisan hikmet saçar.
Ehl-i sünnet akaidini zayıflatmak, hadis muhaddis düşmanlığı ile dinde tahrifata yeltenmek, ehl-i sünnet cemaat ve tarikatlar mabeyninde husumete sebebiyet verecek neşriyatta bulunmak, Risale-i Nur’un serapa Kur’an hakikatlerinden lemean etmiş kudsi lisanına ilişmek, onu tağyir ve tebdil etmek, bunu da Nur Hizmeti nam-ı hesabına yapmak, Nur dairesinde görünüp sadakat ve kanaat ve hizmette sebata müğayir davranıp aldanarak ve aldatarak iş görenlere karşı cemaati ikaz ve ihtar ise bizzat Üstadımızın vasiyetleriyle vekillerini tavzifatıdır. Eşhası hedef almadan vakıaya karşı teyakkuza davet menfi değil bilakis menfiyatın önünü alacak müsbet beyanattandır.
Amelde Müsbet Olmak:
Amelde müsbet olmak ihlâsın lazım-ı zarurisidir..Menfi adamın ihlastan hissesi yoktur. Amelde ihlas olmaması ameli ruhsuz kılar. İhlas Risalesinde dokuz emrin birincisi
“Müsbet hareket etmektir ki, yani, kendi mesleğinin muhabbetiyle hareket etmek. Başka mesleklerin adâveti ve başkalarının tenkîsi, onun fikrine ve ilmine müdâhale etmesin, onlarla meşgul olmasın…” (Lem’alar) buyuruyor, derslerde okuyoruz…
Amelde müsbet olmak, fikirde ve beyanda müsbetlikten daha ehemmdir. Çünkü fikir şahsı bağlar zararı kendinedir ve beyan da bir cihette şahsı bağlar ama dinleyenlere zararı olur amelde menfilik cemiyete zarardır. Ferdiyetten çıkar cemiyete anarşilik yayar.
“Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfi hareket değildir. Rıza-yı İlâhîye göre sırf hizmet-i îmaniyeyi yapmaktır, vazife-i İlâhiyeye karışmamaktır. Bizler âsâyişi muhafazayı netice veren müsbet îman hizmeti içinde; her bir sıkıntıya karşı sabırla, şükürle mükellefiz.” (Emirdağ Lâhikası-2)
Üstadımız kendisine yapılan menfi muamelata, menfi beyanata ve menfi fikriyata da şöyle mukabele ediyor ve bize de aynı şekilde muameleyi ders veriyor;
“Fakat bu otuz senedir müsbet hareket etmek, menfi hareket etmemek ve vazife-i İlâhiyeye karışmamak hakikati için; bana karşı yapılan muamelelere sabırla, rıza ile mukabele ettim.” (Emirdağ Lâhikası-2) “
…yine müsbet hareket etmekle onların bütün tahkiratlarına, zulümlerine tahammül ediyorum…İşte bu gibi hakikatlar itibariyle bize zulüm de etseler hoş görmeliyiz.” (Emirdağ Lâhikası-2) buyuruyor.
Bediüzzaman, ömrü boyunca müsbet hareket etmeyi düstur edinmiş; ..Bunun içindir ki, yapılan o kadar gaddarane zulümler esnasında birtek hadise meydana gelmemiş ve Bediüzzaman Said Nursî, talebelerine daima sabır ve tahammül ve yalnız iman ve İslâmiyete çalışmayı tavsiye etmiştir. Ve bu gibi evhamların, dinsizlik hesabına, maksad-ı mahsusla husule getirildiğini herkes anlamıştır.(Tarihçe-i Hayat)
“Üstadımız sık sık der ki: Mesleğimiz müsbettir; menfî hareketten Kur’ân bizi menediyor. ”(Tarihçe-i Hayat)
Elhasıl amelde de fikirde de beyanda da ihlası esas tutup rızay-ı Bari’yi maksud-u bizzat yapmalı.
“Ey Seyyid-i Senedimiz! Ey ruhumuzun ruhu, kalbimizin kalbi, canımızın canı, cânânımız, sertâcımız, sevgili Üstadımız Efendimiz!..
Madem bize menfî harekete izin vermiyorsun. Öyle ise biz de rahmet-i İlâhiyeden niyaz ederek ahdediyoruz ki, din düşmanlığı ile Üstadımıza zulmeden o gaddar, insafsız zalimlerden intikamımızı şöylece alacağız: Risale-i Nuru ölünceye kadar mütemadiyen okuyacağız ve neşrinde sebat ve sadakatla hizmet edeceğiz. O’nu altın mürekkeplerle yazacağız, inşâallah…” (Tarihçe-i Hayat)
Cenab-ı Hak Üstadımızın sadık varis ve vekil ve talebe ve hizmetkarlarından ebediyyen razı olsun. Son nefesimize kadar bizleri de bu hizmette istihdam etsin.



